JNBS
Üsküdar Üniversitesi

ARTICLES

Original Article

The development, validity, and reliability of facial expression identification test in turkish population

Turkish Title : Türk toplumunda sağlıklı bireylerin yüz ifadelerinden oluşan duyguları tanımlama testinin geliştirilmesi, geçerlilik ve güvenilirliği

Turan Fatma,Sütçübaşı Bernis,Taş Cumhur
JNBS, 2020, 7(1), p:1-7

The identification of facial expressions’ is essential part of the communication and differ across cultures. In this study, the aim is to develop an emotion identification test with facial expressions of Turkish people and test the reliability and validity. As stimuli, 7 photos of fundamental face expressions’ were taken in 64 Turkish citizens between 18-60 ages. 72 participants with same age range completed the Empathy Scale, Facial Emotion Identification Test and the test that prepared for the current study called “Emotion Identification Test from Facial Expressions of Healthy Individuals in Turkish Society” to test the validity and reliability and repeated 15 days later. The Wilcoxon, Mann Whitney U, Pearson Correlation tests are used to determine the differences between scales. The findings are evaluated in the range of 95% reliability level and %5 (p<0,05) relevance level. The correlation level of the Emotion Identification Test from Facial Expressions of Healthy Individuals in Turkish Society test-retest was found as r=0.58. According to results, women more accurately recognize the disgust face expressions in the newly developed test than men do. Moreover, the scared, shocked and happy facial expressions and total scores were different between the Facial Emotion Identification Test and new test. Current study is the first study about developing a facial expression test in Turkish population that validates psychometric properties comparing with other social cognitive scales. We believe that this test will a good alternative in research fields of neurology and psychiatry conducted with Turkish populations.

Yüz ifadelerinin tanınması sosyal iletişimin önemli bir parçası olarak kabul edilmekte ve kültürel farklılıklar göstermektedir. Bu çalışmada Türk toplumundaki bireylerin yüz ifadelerinden oluşan bu topluma ait duygu tanıma testi oluşturulması ve geçerlilik ile güvenilirlik çalışmasının yapılması amaçlanmaktadır. Türk vatandaşı 18-60 yaş aralığındaki 64 gönüllü katılımcı ile 7 temel duyguyu ifade eden yüz fotoğrafları çekilmiştir. Testin geçerliliği ve güvenilirliğini test etmek için 18-60 yaş aralığında 72 katılımcıya Empati Ölçeği (EÖ), Yüzde Dışavuran Duyguların Tanınması Testi –(YDTT) ve araştırma kapsamında hazırlanan “Türk Toplumunda Sağlıklı Bireylerin Yüz İfadelerinden Oluşan Duyguları Tanımlama Testi “TTDTT” uygulanmış ve 15 gün sonra bu test tekrar edilmiştir. Çalışmada yer alan ölçeklerin sonuçları arasındaki farklılıkları tespit etmek için Wilcoxon test, Mann Whitney U, Pearson korelasyon testleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında, %5 (p<0,05) anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. TTDTT test-tekrar test puanlarının korelasyon değeri r=0.58 bulunmuştur. Testte yer alan tiksinmiş yüz ifadelerini, kadın katılımcıların erkek katılımcılara kıyasla daha yüksek oranda tanıdığı tespit edilmiştir. Testin puanları YDTT ile karşılaştırılmış ve korkmuş, şaşırmış, mutlu yüz ifadeleri ile toplam puan açısından iki test arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Türkiye’deki yetişkin bireylerle yapılmış yüzde duygu tanıma çalışmalarından biri olması nedeniyle çalışmanın tıp dizininde bu alanda yapılacak birçok araştırmaya katkı sağlayacağı düşünülmektedir.


Original Article

The relationship between attachment styles of preschool children and the attachment styles and adult separation anxiety levels of their parents

Turkish Title : Okul öncesi dönemdeki çocukların bağlanma stilleri ile ebeveyn bağlanma stilleri ve ayrılma anksiyeteleri arasındaki ilişki

Demirtaş Fatma,Günay Gül Yağmur,Doğan İdil Arasan,Özdoğan Büşra,Ünübol Hüseyin,Sayar Gökben Hızlı
JNBS, 2020, 7(1), p:8-15

The aim of this study is to investigate the relationship between attachment styles of parents and attachment anxiety and separation anxiety of preschool children and to evaluate the relationship between these variables and demographic variables. The population of the study was determined as children between 4-6 years of age and their mothers, and the sample consists of 30 children and their mothers between 4-6 years of age who continue their education in the kindergarten in İstanbul. In order to collect the data of the research; “Informed Consent Form”, “Demographic Information Form”, “Adult Separation Anxiety Scale” and “ Experiences in Close Relationships-Revised” were given and “Attachment Story Completion Test’’ was administered by the researcher to measure the attachment styles of the children. SPSS 16 program was used for statistical analysis. During the analysis of the study, t-test was used to evaluate the relationship between variables, Pearson correlation was used for the variables that were normal distribution and Spearman’s correlation was used when the data were not suitable for the normal distribution. According to the results of the study, no significant relationship was found between the attachment styles of the children and the parent’s attachment style and separation anxiety. It was found that there was no significant relationship between age, gender, educational status of mothers, working status of mothers and attachment styles distribution according to caregivers in the 0-2 age group. There was no significant relationship between the total score obtained from the Adult Separation Anxiety Scale and the total score and the subscale of avoidance attachment criteria. In other words, research findings show that there is no significant relationship between separation anxiety and the avoidant attachment style of mothers. However, it was found that there was a relationship between separation anxiety of mothers obtained from Adult Separation Anxiety Scale total score and anxious attachment criteria of mothers with Experiences in Close Relationships-Revised subscales. The limited number of samples and the mothers who completed the scales were among the limitations of this study. It is recommended to increase the sample size and include both parents by applying the scales.

Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemdeki çocukların bağlanma stilleri ile ebeveynlerin bağlanma stilleri ve ayrılma anksiyetesi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve bu değişkenlerin demografik değişkenlerle olan ilişkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın evreni okul öncesi eğitim alan 4-6 yaş arası çocuklar ve onların anneleri olarak belirlenmiş, örneklemi ise İstanbul’da bulunan bir anaokulunda eğitime devam eden, 4-6 yaş arası 30 çocuk ve onların anneleri oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini toplamak için katılımcılara; “Bilgilendirilmiş Onam Formu”, “Demografik Bilgi Formu”, “Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Ölçeği”, “Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri” verilmiş ve çocukların bağlanma stillerini ölçmek için araştırmacı tarafından “Bağlanma Öykü Tamamlama Testi” uygulanmıştır. Araştırma için toplanan verilere uygulanan istatistiksel analizleri SPSS 16 programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen analiz sonuçları doğrultusunda, çocukların bağlanma stilleri ile ebeveynin bağlanma stili ve ayrılma anksiyetesi arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Çocukların bağlanma stilleri; yaş, cinsiyet, annelerin eğitim durumu, annelerin çalışma durumu ve 0-2 yaş döneminde bakım veren kişilere göre bağlanma stilleri dağılımları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı verilerine ulaşılmıştır. YAA ölçeğinden elde edilen toplam puan ile YİYE ölçeğinden elde edilen toplam puan ve alt ölçeği olan kaçınmacı bağlanma ölçütleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç olarak araştırma bulguları annelerin ayrılma anksiyetesi ve kaçınmacı bağlanma stili arasında anlamlı bir ilişki olmadığını göstermektedir. Ancak YAA toplam puanından elden edilen annelerin ayrılma anksiyetesi ve YİYE alt ölçeği olan annelerin kaygılı bağlanma ölçütleri arasında bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Örneklem sayısının sınırlı olması ve ölçekleri sadece annelerin doldurmuş olması bu çalışmanın sınırlılıkları arasındadır. İleride yapılacak olan araştırmalara, örneklem sayısının arttırılması ve her iki ebeveynin ölçekleri uygulayarak araştırmaya dahil edilmesi önerilmektedir


Original Article

Working memory performance, theta/beta ratio and trait anxiety

Turkish Title : Çalışan bellek performansı, teta/beta oranı ve sürekli kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Arasıl Ayşe Berna Sarı,Tarman Güliz Zeynep,Özdoğan Büşra,Çebi Merve,Metin Barış
JNBS, 2020, 7(1), p:16-20

Working memory, a cognitive construct, which is essential to perform complex cognitive tasks, is negatively associated with trait anxiety. However the exact mechanism underlying this relationship is not clear yet. In this study we aimed at investigating the relationship between working memory and anxiety considering the role of resting state frontal theta/beta ratio, a neuromarker which has been associated with attentional control. Fifty-six university students (Mage = 21, SD = 2; 7 males) participated in the study voluntarily. Participants filled in trait anxiety and attentional control scales. Then resting state EEG was recorded. Afterwards, participants completed dual n back task to assess working memory performance. Our results showed no relationship between theta/beta ratio, trait anxiety and working memory performance. Furthermore, trait anxiety and attentional control scores were also not associated with dual-n-back performance. Results are suggestive of critical evaluation of existing literature and utilizing different cognitive tasks or EEG markers in the future. Also, in addition to trait anxiety the role of state anxiety can also be investigated within this context.

Karmaşık bilişsel görevleri yerine getirmek için esas teşkil eden çalışan bellek performansı kaygı durumundan olumsuz etkilenmektedir. Ancak bunun altında yatan mekanizmalar henüz netlik kazanmamıştır. Bu çalışmada dinlenim durumu EEG kullanılarak özellikle dikkat kontrolü ile ilişkilendirilen bilişsel nörobelirteçlerden frontal teta/beta oranının çalışan bellek performansı ve kaygı ile olan ilişkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmaya 56 üniversite öğrencisi (Ort.yaş = 21, SS = 2; 7 erkek) gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar sürekli kaygı, dikkat kontrol ölçeklerini doldurduktan sonra dinlenim durumu EEG kayıtları alınmıştır. Sonrasında da çalışan bellek performanslarını ölçebilmek için çoklu n geri görevini tamamlamışlardır. Çalışmanın sonuçları dinlenim durumu teta/beta oranının ölçek skorları ve çalışan bellek performansı ile ilişkili olmadığını göstermiştir. Bununla birlikte kaygı durumu ve dikkat kontrol ölçeği skorları da çalışan bellek performansı ile ilişkilendirilememiştir. Sonuçlar doğrultusunda var olan literatürün kritik bir biçimde değerlendirilmesi gerektiği ve farklı bilişsel görevler veya nörobelirteçlerle çalışmanın tekrarlanması önerilmektedir. Ayrıca ilerleyen çalışmalar sürekli kaygı ile birlikte durumlu kaygının da çalışan bellek ile ilişkisini inceleyebilir.


Original Article

Are flashbulb memories preserved in alzheimer’s disease?

Turkish Title : Alzheimer hastalığında flaşbellek korunuyor mu?

Çebi Merve,Metin Baris,Çevre Burak,Tarhan Nevzat
JNBS, 2020, 7(1), p:21-26

Alzheimer’s Disease is a neurodegenerative disorder characterised by a progressive memory loss. However, it is not clear whether flashbulb memories- a subgroup of autobiographical memories with an emotional component- are influenced to the same extent in Alzheimer’s Disease. In this study, we investigated flashbulb memory performances of 29 early stage Alzheimer’s Disease patients as compared to healthy young controls. In addition, we measured the verbal memory performance of patients by using Verbal Memory Processes Test. Results showed that although the patient group displayed a significant impairment in verbal memory encoding, their flashbulb memory performance was not significantly different from healthy young controls. In conclusion, our study supports the notion that flashbulb memories can have a special neural network and suggests that flashbulb memories are preserved in early stage Alzheimer’s Disease.

Amaç: Alzheimer Hastalığı, ilerleyici bellek bozukluğuyla karakterize bir nörodejeneraitf hastalıktır. Fakat, otobiyografik belleğin bir alt grubu olarak kabul edilen ve emosyonel içeriği olan flaşbelleğin Alzheimer hastalığında aynı derecede etkilenip etkilenmediği yeterince açık değildir. Yöntem: Bu çalışmada, 29 erken evre Alzheimer hastalığı olan katılımcıların flaşbellek performansı incelenmiş ve sağlıklı genç yetişkinlerle karşılaştırılmıştır. Ek olarak, hasta grubunun sözel bellek performansı Öktem Sözel Bellek Süreçleri Testi kullanılarak ölçülmüştür. Sonuç: Yapılan analizler sonucuda, Alzheimer hastalığı olan grubun sözel bellek kayıt sürecinde anlamlı kayıp bulunmasına ragmen flaşbellek performansları açısından sağlıklı genç yetişkinler ile aralarında anlamlı fark bulunmamıştır. Tartışma: Sonuç olarak, bu çalışma flaşbelleğin özel bir nöral şebekeye sahip olduğu görüşünü destekleyerek, erken evre Alzheimer Hastalığında flaşbellek performansının korunuyor olabileceğini düşündürmektedir.


Original Article

Investigation of TSH, FT3, FT4, vitamin B12, folate and ferritin levels of adolescent patients hospitalized in an adult psychiatry inpatient unit between 2015-2018 according to gender and diagnosis

Turkish Title : 2015-2018 yılları arasında bir erişkin psikiyatri servisinde yatan ergen hastaların TSH, FT3, FT4, vitamin B12, folat ve ferritin düzeylerinin cinsiyet ve tanılarına göre incelenmesi

Eğilmez Oğuzhan Bekir,Örüm Mehmet Hamdi
JNBS, 2020, 7(1), p:27-31

The aim of this study was to evaluate the sociodemographic characteristics, psychiatric diagnoses, thyroid function tests, vitamin B12, folate and ferritin levels of adolescent patients who were treated in adult psychiatry inpatient clinic between January 1, 2015 and December 31, 2018. Fifty-two patients who were hospitalized and discharged in adult psychiatry inpatient unit were included in the study. The diagnoses and vitamin B12, folate and ferritin levels of the patients were evaluated retrospectively. There were 27 females (51.9%) and 25 males (48.1%) in the study (p=0.782). The mean age was 16.50±0.70 years. The most common diagnoses were conversion disorder, conduct disorder and substance use disorder. Males were diagnosed with more substance use disorder than females (p=0.011). Ferritin (p<001) and TSH (p=0.021) values were significantly different between females and males. Ferritin was significantly below the reference values in females (p=0.033). This study is important to show that ferritin deficiency is seen significantly more in girls. In addition to psychiatric treatment, iron supplementation may be useful.

Bu çalışmada, 1 Ocak 2015-31 Aralık 2018 tarihleri arasındaki dönemde erişkin psikiyatrisi yataklı servisinde tedavi görmüş olan ergenlerin, sosyodemografik özellikleri, psikiyatrik tanıları, tiroid fonksiyon testleri, vitamin B12, folat ve ferritin düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Hastanemizin erişkin psikiyatri servisinde yatarak tedavi gören ve taburcu edilen 52 ergen hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların tanıları ve B12 vitamini, folat ve ferritin düzeyleri retrospektif olarak incelendi. Çalışmada, 27 kız (%51.9), 25 erkek (%48.1) vardı (p=0.782). Ortalama yaş 16.50±0.70 yıldı. En sık tanılar konversiyon bozukluğu, davranım bozukluğu ve madde kullanım bozukluğuydu. Erkekler, kızlara göre daha fazla madde kullanım bozukluğu tanısı almıştı (p=0.011). Ferritin (p<001) ve TSH (p=0.021) değerleri kızlar ve erkekler arasında anlamlı olarak farklıydı. Ferritin, kızlarda anlamlı olarak erkeklere göre referans değerlerin altındaydı (p=0.033). Bu çalışma ferritin eksikliğinin kızlarda anlamlı olarak daha fazla görüldüğünü göstermesi açısından önemlidir.


Original Article

Depression and somatization in immigrant women

Turkish Title : Göç eden kadınlarda depresyon ve somatizasyon

Öcal Ayşe,Bulut Hüseyin,Ünübol Hüseyin,Sayar Gökben Hızlı
JNBS, 2020, 7(1), p:32-36

This study, which aims to determine the levels of depression and somatization disorder seen in women experiencing compulsory internal migration, is a research in the general screening model and the relational screening model based on quantitative data. The study population of the study was determined as non-immigrant women aged between 18-65 (α = 50) living in the city center of Diyarbakır (α = 50) and women aged between 18-65 (α = 50) who experienced forced internal migration from Diyarbakır to Istanbul. In the study, women between the ages of 18-65 (n = 50) living in Diyarbakır and women between the ages of 18-65 (n = 50) who experienced forced internal migration from Diyarbakır to Istanbul were selected by the easy sampling method. As a data collection tool in the research; Beck Depression Inventory, Brief Symptom Inventory and Somatization Scale were used. It has been concluded that the depression levels, mental symptom levels, and somatization levels of the women who experienced compulsory internal migration were statistically significantl higher than the nonimmigrant women. The results of this research suggest that it may be important to take measures to protect mental health in women experiencing internal migration

Zorunlu iç göç yaşayan kadınlarda görülen depresyon ve somatizasyon bozukluğu düzeylerini belirlemeyi amaçlayan bu araştırma nicel verilere dayalı genel tarama modelinde ve ilişkisel tarama modelinde bir araştırmadır. Araştırma çalışma evreni Diyarbakır ili merkezinde yaşayan 18-65 yaş arası göç etmemiş kadınlar (α=50) ve Diyarbakır ilinden İstanbul’a zorunlu iç göç yaşayan 18-65 yaş arası kadınlar (α=50) olarak tespit edilmiştir. Araştırmada Diyarbakır ilinde yaşayan 18- 65 yaş arası (n=50) kadın ve Diyarbakır’dan İstanbul iline zorunlu iç göç yaşayan 18-65 yaş arası (n=50) kadın kolayda örnekleme alma yöntemiyle seçilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Beck Depresyon Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Somatizasyon ölçeği kullanılmıştır. Araştırma genelinde zorunlu iç göç yaşayan kadınların depresyon düzeyleri, ruhsal belirti düzeyleri ve somatizasyon bozukluğu düzeylerinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırmanın sonuçları iç göç yaşayan kadınlarda ruhsal sağlıklılık halinin korunmasına yönelik tedbirler alınmasının önemli olabileceğini düşündürmektedir.


Original Article

Attitudes of turkish psychiatrists regarding transcranial magnetic stimulation

Turkish Title : Türkiyeli psikiyatrların transkraniyal manyetik uyarım tedavisine yönelik tutumları

Ünsalver Barış Önen,Evrensel Alper,Sayar Gökben Hızlı,Karamustafalıoğlu Oğuz,Tarhan Nevzat
JNBS, 2020, 7(1), p:37-41

Transcranial Magnetic Stimulation (TMS) is not widely used in the world. Besides financial constraints like limited allocation of funds for psychiatric clinics, psychiatrists’ knowledge and attitudes regarding TMS may limit its widespread use. Therefore, this survey study aimed to examine the knowledge and attitudes of Turkish psychiatrists towards TMS. An online survey that was developed by the researchers containing 26 questions about physicians’ demographic data and their knowledge and attitudes towards TMS was sent to a closed e-mail group of psychiatrists and assistant psychiatrists. The study sample comprised 46 women and 61 men. Having knowledge about TMS statistically significantly affected participants’ approaches to accept TMS as a promising treatment, approve the spread of TMS as a treatment modality, desire to have more information about the mechanism of action of TMS (p=0.006; p=0.019 and p=0.013, respectively), whereas it didn’t statistically significantly affect their approaches to accept TMS as an effective treatment method, consider TMS as a misleading treatment for patients, use TMS only in the treatment of treatment-resistant depression patients (p=0.060, p=0.065, and p=0.136, respectively). Most of the psychiatrists who completed the survey in Turkey had a positive view of TMS and wanted to increase their knowledge. It may be appropriate to increase the number of presentations on TMS therapy at psychiatry meetings and encourage residents to make observations in clinics where TMS is administered, during psychiatric residency.

Transkraniyal Manyetik Uyarım (TMU) dünyada yaygın kullanılan tedavi yöntemlerinden biri değildir. Psikiyatrik tedaviler için ayrılan bütçenin kısıtlılığı yanısıra psikiyatristlerin TMU’ya dair bilgileri ve tutumları da TMU’nun yaygın kullanımını olumsuz etkileyebilir. Bu anket çalışmasında Türkiye’de çalışan psikiyatri asistanları ve uzmanlarının TMU’ya yönelik tutum ve bilgilerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Araştırmacıların geliştirdiği ve hekimlerin sosyodemografik bilgileri, TMU’ya yönelik bilgileri ve tutumlarını ölçen 26 soruluk anket psikiyatri asistan ve uzmanlarının üye olduğu kapalı bir e-posta grubuna yönlendirilmiştir. Örneklem 46 kadın ve 61 erkekten oluşuyordu. TMU’ya dair bilgi sahibi olmak, katılımcıların TMU’yu umut vaat eden bir tedavi yöntemi olarak görmesini, TMU’nun bir tedavi olarak yaygınlaşmasını onaylamayı ve TMU’nun etki mekanizması hakkında daha fazla bilgi sahibi olma isteğini istatistiksel anlamlı olarak etkiliyordu (p=0.006; p=0.019 and p=0.013);ancak, TMU’yu etkili bir tedavi yöntemi olarak kabul etmeyi, TMU’yu hastaları yanıltmaya yönelik bir tedavi olarak görmeyi ve TMU’yu sadece tedaviye dirençli olgularda kullanmayı anlamlı olarak (p=0.060, p=0.065, and p=0.136). Türkiye’den katılımcı hekimlerin çoğunun TMU’ya dair olumlu fikirleri olduğu ve TMU’ya dair daha fazla bilgi sahibi olmak istedikleri gözlemlendi. Bilimsel toplantılarda TMU’ya dair sunumların sayısını arttırmak ve asistanlık eğitimleri sırasında TMU uygulanan kliniklerde rotasyon imkanı sağlamak faydalı olabilir.


Review Article

Exercise and oxytocin

Turkish Title : Egzersiz ve oksitosin

Aslan Kadir Sinan,Koç Halil İbrahim,Ulucan Korkut
JNBS, 2020, 7(1), p:42-45

Oxytocin, the first sequence of the peptide hormone was extracted and synthesized in addition to the importance of oxytocin as a hormone. It was synthesized for the first time in 1953 by Vinced du Vigneud, and in 1955 received the Nobel Prize. The effect of oxytocin on psychological disorders and behavior has been observed in many studies in humans and animals. In this review, the emotional commitment and behavioral role of oxytocin was examined and the effect of sport and exercise on these behaviors was investigated

Oksitosinin hormon olarak öneminin yanı sıra ilk sekansı çıkarılan ve sentezi yapılan peptid hormon olması dolayısıyla da 1950’lerden beridir üzerine çokça çalışılmış bir hormondur. 1953’de Vinced du Vigneud tarafından ilk defa sentez edilip 1955’de Nobel Ödülü almasını sağlamıştır. Oksitosinin psikolojik bozukluklar ve davranış üzerine etkisi insanlarda ve hayvanlarda yapılan birçok çalışma ile gözlemlenmiş olup, bu bozukluklardaki rolü üzerine halen araştırmalar yürütülmektedir. Bu derlemede oksitosinin duygu ve davranıştaki bağlanma rolü ele alınarak spor ve egzersizin bu davranışlara etkisi olup olmadığı incelenmiştir.


ISSN (Print) 2149-1909
ISSN (Online) 2148-4325

2017 yılından itibaren dergimiz İngilizce'nin yanında Türkçe dilinde de yayın kabulüne başlamıştır.