JNBS
Üsküdar Üniversitesi

Remove filtering

Years

2019

Categories

Authors

ARTICLES

Original Article

The Relatıonshıp Between The Depresıon and Professıonal Knowledge Level of Nuclear Medıcıne Technıcıan

Turkish Title : Nükleer Tıp Teknisyen/Teknikerlerinin Mesleki Bilgi Seviyeleri ve Depresyon Düzeyleri Arasındaki İlişki

Fatih Emre Tutarlı,Zeynep Gümüş,Hüseyin Ünübol,Hüseyin Ozan Tekin
JNBS, 2019, 6(3), p:181-186

This study, nuclear medicine techniques and the aim of this course is to examine the connection between the level of
Professional knowledge of physicions and levels of depression. The data is applied in the province of İstanbul, nuclear
medicine operator and technicions, based on volunteerism; the results of this study were obtained by applying the knowledge
form of nuclear medicine workers, Minessota job Satisfaction Scala, Beck Depression Scale, Intolerance to Uncertainty
Scale and Demografhic İnformation Form, the relationship between the lack of knowledge and uncertainty, the relationship
between uncertainty and stress and depression, a significant negative correlation was found between the levels of depression
and Professional knowledge of nuclear medicine operator and technicions. The activities and activitities of non-govermental
organizations and professionalorganizations operating in our country to increase their Professional knowledge level and to
respond with the most current from are important for increasing the quality of life of medical radiation employees quality of
life of medical radiation employees.

Bu çalışma, Nükleer Tıp Tekniker ve Teknisyenlerinin mesleki bilgi seviyeleri ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi
incelemeyi amaçlamaktadır. Veriler İstanbul ilinde görev yapan, Nükleer Tıp Tekniker ve Teknisyenlerine, gönüllülük esas
alınarak uygulanan; Nükleer Tıp Çalışanları Mesleki Bilgi Anketi, Minessota İş Doyum Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği,
Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu uygulanarak elde edilmiştir. Bilgi eksikliğinin belirsizlikl olan ilişkisi, belirsizliğin stresle ve depresyonla olan ilişkileri incelendiğinde, Nükleer Tıp Tekniker ve Teknisyenlerinin depresyon düzeyleri ile mesleki bilgi sevileri arasında anlamlı düzeyde negatif bir ilişki bulunmuştur. Ülkemizde faaliyet
gösteren sivil toplum kuruluşları ve mesleki örgütlenmelerin, çalışanların mesleki bilgi seviyesinin artışına yönelik
planlamalar yapması ve ihtiyaçlara en güncel haliyle karşılık vermesi, medikal radyasyon çalışanlarının yaşam kalitelerini
arttırabilmesi açısından önem taşımaktadır.


Original Article

Relatıonshıp Between Radıotherapy Technıcıans and Vocatıonal Level and Workıng Condıtıons and Depressıon

Turkish Title : Radyoterapi Teknikerlerinin Mesleki Bilgi Seviyesi ve Çalışma Koşulları ile Depresyon Arasındaki İlişki

Sema Arıtürk,Zeynep Gümüş,Nuran Akyurt,Hüseyin Ünübol,Hüseyin Ozan Tekin
JNBS, 2019, 6(3), p:187-191

The main purpose of this study, the aim of this course is to evaluate the professional knowledge level of radiotherapy technicians
and the effect of working conditions on depression according to sociodemographic characteristics and to investigate whether
there is a relationship between them. The sample of the study consists of radiotherapy technicians who work in hospitals
with a bed capacity of 50 and over in İstanbul and nursing program of Health Services Vocational High School Radiotherapy
Program. In the study, data was collected in 45 radiotherapy technicians; Beck Depression Scale, World Health Organization
Quality of Life Scale Short Form, Minnesota Job Satisfaction Scale and Radiotherapy Technician’s Occupational Knowledge
Level and sociodemographic characteristics of radiotherapy technician. The level of professional knowledge of radiotherapy
technicians with low depression scores was found to be significantly higher. There was a statistically significant difference
between the quality of life quality and physical field scores of the technicians who has administrative duty and their nonadministrative
technicians. Data show that the level of depression decreases as professional knowledge in radiotherapy
technicians, and there is a difference between future anxiety and quality of life scores. Increasing the level of professional
knowledge in healthy institutions, quality and job satisfaction, as well as causing the stress of work is important to eliminate
the stress of work.

Bu çalışmanın amacı, radyoterapi teknikerlerinin mesleki bilgi düzeyi ile çalışma koşullarının depresyona etkisini,
sosyodemografik özelliklere göre değerlendirmek ve aralarında bir ilişki olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın
örneklemini İstanbul ilinde faaliyet gösteren 50 ve üstü yatak kapasitesine sahip hastanelerde görev yapan radyoterapi
teknikerleri ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Radyoterapi Programı son sınıf öğrencileri oluşturmaktadır.
Araştırmada veriler toplam 45 radyoterapi teknikerine; Beck Depresyon Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği
Kısa Formu, Minnesota İş Doyumu Ölçeği ve radyoterapi teknikerinin mesleki bilgi seviyesi ile sosyodemografik özelliklerine
yönelik soruların bulunduğu Radyoterapi Teknikeri Anket Formu uygulanarak toplanmıştır. Depresyon puanları düşük olan
radyoterapi teknikerlerinin mesleki bilgi düzeyleri anlamlı düzeyde yüksek bulunmuş ve idari görevi olan teknikerler ile
idari görevi olmayan teknikerlerin yaşam kalitesi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır.
Veriler radyoterapi teknikerlerinde mesleki bilgi seviyesi arttıkça depresyon düzeyinin düştüğünü ve çalıştıkları pozisyona
göre gelecek kaygısı ve yaşam kalitesi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğunu göstermektedir. Sağlık
kurumlarında mesleki bilgi düzeyinin yükseltilmesi, hizmet kalitesi ve iş doyumunun sağlanmasının yanı sıra depresyona
neden olabilen iş stresinin giderilmesi için önem taşımaktadır.


Original Article

Examination of emotion and social skills in primary school students with pervasive developmental disorder

Turkish Title : Yaygın gelişimsel bozukluk tanılı ilköğretim öğrencilerinde duygu ayarlama ve sosyal becerilerin incelenmesi

Saadet Aybeniz Yıldırım,Melek Gözde Luş,Habib Erensoy
JNBS, 2019, 6(3), p:192-196

The aim of this study is to investigate the relationship between emotional adjustment and social skills and the relationship between parents’ socio-demographic characteristics in primary school students with Autism Spectrum Disorder (ASD). The sample of the study consisted of 60 elementary school students, 30 normal developmental and 30 diagnosed with ASD who were educated in primary schools, who were their parents allowed and accessible. For personal information “personal information form”, for social skills, “Marmara Social-Emotional Adjustment Scale” and for emotion adjustment skills “emotion regulation scale” were applied in this study. In the analysis of the obtained data, two independent samples t test, ANOVA test and Pearson correlation techniques were used. According to the findings of the study, primary school students diagnosed with ASD had moderate emotion adjustment and social skills. It was concluded that the emotional adjustment and social skill level of the children diagnosed with ASD did not show a significant difference to the class of the child, mother’s level of education, maternal marital status and maternal working status; social skill level is significantly associated with the child’s age. In the study, a positive and significant relationship was found between emotion adjustment and social skill level and the results were found to be generally parallel to the literature. 

Bu çalışmanın amacı, yaygın gelişimsel bozukluk tanılı ilköğretim öğrencilerinde duygu ayarlama, sosyal beceri düzeyi, aralarındaki ilişki ve duygu ayarlama ve sosyal beceri düzeyinin ebeveynlerin sosyo-demografik özellikleri ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini ilköğretim okullarında öğrenim gören, araştırmacının ulaşabildiği ve velilerin izin verdiği 30 normal gelişim gösteren ve 30 yaygın gelişimsel bozukluk tanılı olmak üzere 60 ilköğretim öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada kişisel bilgiler için “Kişisel Bilgi Formu”, sosyal beceri düzeyi için “Marmara Sosyal-Duygusal Uyum Ölçeği”, duygu ayarlama düzeyini belirlemek için “Duygu Ayarlama Ölçeği” uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde bağımsız iki örneklem t testi, ANOVA testi ve Pearson korelasyon tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, yaygın gelişimsel bozukluk tanılı ilköğretim öğrencilerinin duygu ayarlama ve sosyal becerileri orta düzeydedir. Yaygın gelişimsel bozukluk tanılı çocukların duygu ayarlama ve sosyal beceri düzeyinin çocuğun bulunduğu sınıf, anne öğrenim düzeyi, anne medeni durumu ve anne çalışma durumuna göre anlamlı farklılık göstermediği; sosyal beceri düzeyinin çocuğun yaşı ile ilişkili olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Çalışmada ayrıca duygu ayarlama ve sosyal beceri düzeyi arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki tespit olup elde edilen bulguların literatür ile genel olarak paralellik gösterdiği sonuçlarına ulaşılmıştır. 


Original Article

The predictor effect of demographic variables in assessing semantic fluency test for healthy adults aged 50 and above

Turkish Title : 50 yaş ve üstü sağlıklı yetişkinler için semantik akıcılık testinin değerlendirilmesinde demografik değişkenlerin yordayıcı etkisi

Asli Aslan,Çiğdem Kudiaki,Dilem Dinc
JNBS, 2019, 6(3), p:197-205

Semantic fluency tests are frequently used both in clinical and experimental studies with the purpose of assessing cognitive functions. Since demographic variables have quite an explanatory effect on cognitive functions, this study aims to investigate the predictor power of the demographic variables on semantic fluency scores. 389 healthy adults aged between 50and84 who had education up to24years participated in the study. The participants were asked to produce as many names as possible in one minute. When the results are examined, it has been observed that as the education increased, so did the number of words. Also as age increased, the number of words decreased. The education has been found to be effective on categorical error. The findings that have been acquired from this study demonstrate that education and age have an explanatory effect on these tests. Therefore, it will be important to take these variables into consideration when these tests, which are frequently used in clinics, are carried out for an accurate cognitive assessment. 

Semantik akıcılık testleri, bilişsel işlevleri değerlendirmek amacıyla hem klinik hem de deneysel çalışmalarda sıklıkla kullanılmaktadır. Demografik değişkenlerin bilişsel işlevler üzerinde bir etkisi olduğu için bu çalışma, demografik değişkenlerin semantik akıcılık puanları üzerindeki yordayıcı gücünü araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmaya, yaşları 50 ile 84 arasında değişen, aldıkları eğitim süreleri en fazla 24 yıl olan, 389 sağlıklı yetişkin katılmıştır. Katılımcıların semantik akıcılığını değerlendirmek amacıyla İsim-Hayvan testi uygulanmıştır. Bu testte katılımcılardan bir dakika içinde mümkün olduğunca çok isim üretmeleri istenmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde, eğitim süresi arttıkça, ürettikleri kelime sayısının da arttığı görülmüştür. Ayrıca katılımcıların yaşları artarken, ürettikleri kelime sayısının azaldığı gözlenmiştir. Bu çalışmadan elde edilen bulgular, eğitim ve yaşın bu testler üzerinde açıklayıcı bir etkisi olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, kliniklerde sıklıkla kullanılan bu testlerin doğru bilişsel değerlendirme amacıyla yapılabilmesi açısından, bu değişkenlerin dikkate alınması önemlidir. 


Review Article

Procrastination and academic procrastination

Turkish Title : Erteleme ve akademik erteleme

Neriman Hazal Söyleyen,Melisa Aksu,Gökben Hızlı Sayar
JNBS, 2019, 6(3), p:206-210

Procrastination is a concept that has been greatly evaluated, and has a quite wide place in literature. Procrastination is defined as to putt off intended tasks to another time. As for academic procrastination, it is a subfield of procrastination and is an important problem that affects individual’s academic achievement, interpersonal interaction. With the research, it is seen that the basis of academic procrastination is consisted of unrealistic thoughts regarding failure, and such situations as anxiety, perfectionism and failure in time management. In addition, it is seen that academic procrastination can be a behavioral reflection of several psychological disorders. In this respect, in the present study, definitions and theoretical approaches regarding procrastination, and types of procrastination are reviewed. 

Erteleme, üzerinde çokça değerlendirme yapılmış, literatürde oldukça geniş bir yere sahip olan bir kavramdır. Yapılması planlanan iş ve görevlerin ileriki bir zamana bırakılması “erteleme” olarak adlandırılmaktadır. Akademik erteleme davranışı ise ertelemenin alt bir kavramıdır ve bireyin akademik başarısını, kişiler arası ilişkilerini etkileyen önemli bir problemdir. Araştırmalar, akademik ertelemenin temelinde başarısızlığa dair gerçekçi olmayan düşüncelerin, kaygı, mükemmeliyetçilik ve zaman yönetiminde başarısızlığın olduğunu göstermiştir. Ayrıca akademik erteleme davranışının birçok ruhsal problemin davranışsal yansıması da olabileceği görülmüştür. Bu doğrultuda, bu çalışmada, ertelemeye ilişkin tanımlar ve farklı teorik yaklaşımlar, ertelemenin türleri ve literatür gözden geçirilmiştir.


Review Article

Personal well being

Turkish Title : Kişisel iyi oluş

Afra Yadigar Terzi,Melisa Aksu,Gökben Hızlı Sayar
JNBS, 2019, 6(3), p:211-218

It is often come across with the concept of personal well being in the studies within the scope of positive psychology. For years, personal well being had been defined as not to exist any defect in individuals’ lives, being healthy in general manner. With the recent conducted studies, it is demostrated that concept of personal well being is not limited only with this definition. As this concept has got wider, various theories have showed up. The main aim of this review is providing a general information regarding the concept of well being that develops by development of positive psychology, and to emphasize the factors that affect personal well being by reviewing its theoratical approaches.

Pozitif psikoloji kapsamında yapılan çalışmalarda kişisel iyi oluş kavramına sıkça rastlanmaktadır. Kişisel iyi oluş, yıllarca bireylerin yaşamlarında herhangi bir bozulma olmaması, genel anlamda sağlıklı olma durumu olarak tanımlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarla birlikte kişisel iyi oluş kavramının yalnızca bu tanımla sınırlı olmadığı ortaya konmuştur. Kişisel iyi oluş kavramının zenginleşmesiyle, kişisel iyi oluşa dair çeşitli kuramlar ortaya çıkmıştır. Bu yazının temel amacı pozitif psikolojinin gelişmesiyle birlikte gelişme gösteren kişisel iyi oluş kavramını tanıtmak, kişisel iyi oluş ile ilgili kuramsal yaklaşımları özetleyerek, buna etki eden faktörlerin üzerinde durmaktır.


Review Article

Role of 5-hydroxytryptamine receptor 2A gene in eating disorders

Turkish Title : Yeme bozukluklarında 5-hidroksitriptamin reseptör 2A geninin rolü

Can Akpınaroğlu,Canan Sercan,N. Sertaç Sırma,Korkut Ulucan
JNBS, 2019, 6(3), p:219-222

Aneroxia Nervosa (AN) and Blumia Nervosa (BN) are eating disorders with complex structures. These disorders, which have strong evidence of genetic linkage, are often accompanied by anxiety disorder, mood disorder, obsessive compulsive disorder and perfectionism. Recent studies investigate the biological origins of these disorders, rather than the familial inheritance. Eating disorders and anxiety disorders have several characteristics in common. Family and twin studies indicate  the important role of 5-Hydroxytryptamine (5-HT2A) Receptor 2A in AN and BN pathogenesis. Future studies in this field will indicate the importance of the serotonergic system and its biological markers in the treatment of these nutritional disorders. Predisposition and farmacogenetic studies with larger sample groups will produce more information about the receptor gene in nutritional disorders with more reliable arguments and will provide important information to physicians in terms of treatment approach.

Bu derlememizde beslenme bozuklukları altında yatan biyolojik nedenleri ve bu bozuklukların genetik altyapısını özetlemeyi amaçladık. Anoreksia Nervosa (AN) ve Blumia Nervosa (BN) karmaşık yapıları olan beslenme bozukluklarıdır. Genetik bağı olduğu konusunda güçlü bulgular olan bu bozukluklara çoğu zaman kaygı bozukluğu, duygudurum bozukluğu, obsesif kompülsif bozukluk ve mükemmeliyetçilik eşlik eder. Son dönem çalışmaları bu bozuklukların ailesel kalıtım yolu ile aktarılmasını araştırmak yerine biyolojik kökenlerini araştırmaktadır. Yeme bozuklukları ve kilo kaybı bozuklukları birbiri ile benzer özellikler göstermektedir. Ailelerle ve ikizlerle yapılan çalışmalarda 5-Hidroksittriptamin (5-HT2A) Reseptör 2A’nın AN ve BN patogenezindeki önemi belirtilmiştir. Gelecekte bu alanda yapılacak çalışmalar, serotonerjik sistemin ve bu sistemde rol alan biyolojik belirteçlerin, bu beslenme bozuklarının tedavisindeki önemini belirtecektir. Daha büyük hasta grupları ile yapılacak yatkınlık ve famakogenetik çalışmalar ile genin yeme bozukluklarındaki önemi daha sağlam kanıtlarla belirlenebilecek ve tedaviye yaklaşım açısından hekimlere önemli bilgiler sunacaktır.


Case Report

Obsessive-compulsive disorder with onset during intoxication of synthetic cannabinoid: a case report

Turkish Title : Sentetik kannabinoid intoksikasyonu ile başlayan obsesifkompulsif bozukluk: bir vaka raporu

Toktamış Onur,Aydın Pınar Çetinay,Berkol Tonguç Demir
JNBS, 2019, 6(3), p:223-226

Synthetic cannabinoids (scs) are psychoactive substances that cause psychiatric disorders throughout the world. Substanceinduced obsessive-compulsive and related disorder (ocrd) is a subgroup which necessitates symptoms during or within a month after substance use. Despite many reports presenting cases of having ocrd symptoms induced with substance or medicine use, to our knowledge, none of them presents sc-induced ocrd symptoms. Hereby we present a case with ocrd symptoms after the use of scs.

Sentetik kannabinoidler (sk’ler) dünya genelinde psikiyatrik bozukluklara neden olan psikoaktif maddelerdir. Maddenin yol açtığı obsesif-kompulsif ve ilişkili bozukluklar (okib) madde kullanımı sırasında veya kullanımdan sonra bir ay içinde semptomların olmasını gerektiren bir alt gruptur. Madde veya ilaç kullanımının yol açtığı okib semptomu olan vakaları bildiren bir çok rapor olmasına rağmen bildiğimiz kadarıyla bunların hiçbiri sk kullanımına bağlı gelişen okib semptomu bildirmemektedir. Biz de burada sk’lerin kullanımı sonrası okib semptomları olan bir vakayı bildiriyoruz. 


Original Article

Intoxications: why suicide ?, Why women ?

Turkish Title : Zehirlenmeler: neden suisit? Neden kadınlar?

Öner Avınca,Abdullah Şen,Yenal Karakoç,Ömer Damar,Mahmut Taş
JNBS, 2019, 6(2), p:83-86

Throughout the history, intoxications are among the issues that concern society closely. Each substance can carry a poisonous property in accordance with the following quote of Paracelsus:” All things are poisons for there is nothing without poisonous qualities. It is only the dose which makes a thing poison. Developments that have occurred in the last half of the twentieth century have offered the use of many drugs that are effective yet harmful. In this study,  Patients with suicide attempt that applied to the S.B.U Gazi Yaşargil Training and Research Hospital emergency department  between January 2013 and July 2018 were retrospectively reviewed.890 patients were included in the study. Groups were determined to determine whether patients had a history of psychiatric diagnosis before suicide attempt, genders and marital status were effective in suicide attempts. Patients whose archive information could not be reached and patients with incomplete information were not included in the research. 
  Pearson Chi-Square test was used to compare categorical variables.Quantitative variables were shown as mean ± SD (Standard Deviation) whereas categorical variables were shown as n (%).P value less than 0.05 was considered significant.

Zehirlenmeler tarihsel süreç boyunca toplumları yakından ilgilendiren sorunların başında gelmiştir(Chirasirisap K et al.1992). Paracelsus’un “her madde zehir özelliği gösterebilir ancak ilaç ile zehri birbirinden ayıran maddenin dozudur” ifadesi her maddenin zehir özelliği taşıyabileceğini göstermektedir(Rendell M et al.1978). Yirminci yüzyılın son yarısında meydana gelen gelişmeler, etkinliği olduğu kadar birçok zararı olan çok sayıda ilacı tıbbın kullanımına sunmuştur. Bu çalışma S.B.Ü Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi acil servis kliniğine Ocak 2013 ve Temmuz 2018 tarihleri suicid amaçlı başvurular geriye dönük incelendi. . Çalışmaya 890 hasta alındı, hastalar cinsiyetlerine, suicid girişimi öncesi psikiyatrik tanı geçmişi olup olmadığına ve suicid girişiminde medeni durumlarının etkili olup olmadığını belirlemek maksadıyla gruplar belirlendi. Arşiv bilgilerine ulaşılmayan, başvuru bilgileri eksik ya da tam olmayan hastalar araştırmaya dahil edilmemiştir. Kategorik değişkenlerin birbiri ile karşılaştırılmasında Pearson Chi-Square testi kullanıldı. Nicel değişkenler ortalama±SS(Standart Sapma) şeklinde gösterilirken kategorik değişkenler ise n(%)  olarak gösterildi. P değeri 0,05 ten küçük anlamlı kabul edildi.


Original Article

Association of biological rhythm impairment with levels of anxiety, depression, dream anxiety and other sociodemographic correlates in turkish medical students

Turkish Title : Türk tıp öğrencilerindeki biyolojik ritim bozukluklarının; anksiyete, depresyon, rüya anksiyetesi ve diğer sosyodemografik bileşenlerle ilişkisi

Arda Karagöl,Vahap Ozan Kotan
JNBS, 2019, 6(2), p:87-93

Purpose In this study, we investigate association of biological rhythm impairment with levels of anxiety, depression and dream anxiety and other sociodemographic correlates of Baskent University medical students. Methods 193 students who accepted to participate in the study from Baskent University School of Medicine Grades 1, 2, 3, 4 and 5, were enrolled to our study.  Participants were administered the Beck Anxiety Inventory, Beck Depression Inventory, Dream Anxiety Scale, Biological Rhythm Scale and Sociodemographic Data Form.  Results Participants’ biological rhythm (impairment) scores were found to be significantly associated with the Dream Anxiety Scale, Beck Depression Inventory and Beck Anxiety Inventory scores. Female students were found to have higher biological rhythm, activity rhythm, sleep rhythm, anxiety and dream anxiety scores, which means that they have higher anxiety levels and more impaired biological rhythms. Students who drowse in the lectures were found to have higher sleep, activity, social and dominant rhythm patterns with higher levels of dream anxiety and Beck Depression Inventory scores as well. Conclusions Biological rhythm impairment is related to dream anxiety, anxiety and increased depression levels. Smoking, alcohol consumption and having pet are factors negatively effecting biorhythms and increasing dream anxiety in medical students. Drowsing during the lectures is a common complaint of medical students and can be a sign of irregularity in the biological rhythms and psychiatric disorders like anxiety and depression as well. Encouraging medical students for having more regular biorhythms can help them ensuring their own mental health.

Bu çalışmada Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin biyolojik ritimleri ve rüya anksiyete düzeylerinin saptanması ve bu verilerin birbirleriyle ve öğrencilerin sosyodemografik özellikleriyle ilişkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi 1, 2, 3, 4 ve 5. sınıflardan çalışmaya katılmaya gönüllü 193 öğrenciye Biyolojik Ritim Değerlendirme Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Rüya Bunaltı Ölçeği, uyku ilişkili verileri de değerlendiren sosyodemografik veri formu uygulanmıştır. 6.sınıf öğrencileri nöbet tutmaları nedeniyle çalışma dışı bırakılmıştır. Veriler SPSS.22 dosyasına girilmiştir. Biyolojik ritim değerlendirme ölçeği puanları ile rüya bunaltı ölçeği, Beck anksiyete ve depresyon ölçeklerinin puanları arasında pozitif korelasyon saptandı. Biyolojik ritimdeki bozulma arttıkça rüya bunaltı düzeyi, anksiyete ve depresif belirtiler de artmaktaydı. Kız öğrencilerin erkek öğrencilerle karşılaştırıldığında, biyolojik ritimleri daha düzensiz, anksiyete ve rüya anksiyete düzeyleri daha yüksek saptandı. Derste uyukladığını belirten öğrencilerde, uyuklamayan öğrencilere göre; uyku, aktivite, toplumsal ve baskın ritim örüntüsü puanları, rüya bunaltı ve Beck depresyon puanları daha yüksek saptandı. Biyolojik ritim ile rüya bunaltı, anksiyete ve depresif belirtiler ilişkilidir. Tıp öğrencilerinin sigara, alkol kullanımı ve evde evcil hayvan beslemeleri biyoritimleri ve rüya bunaltı düzeyleri üzerinde olumsuz etkiye sahip etmenlerdendir. Tıp öğrencilerinde derste uyuklama yakınması yaygın olup, bu durum biyoritimdeki düzensizlik için önemli bir gösterge olabilir. Öğrencilerin daha düzenli biyolojik ritimlere sahip olmaları için teşvik edilmesi, ruhsal açıdan daha sağlıklı ve daha başarılı olmalarını sağlayabilir.


ISSN (Print) 2149-1909
ISSN (Online) 2148-4325

2017 yılından itibaren dergimiz İngilizce'nin yanında Türkçe dilinde de yayın kabulüne başlamıştır.