ARTICLES

Original Article

Neuroprotective effect of Citıcoline and glucocorticosteroid combination under conditions of experimental demyelinating model of central nervous system

Turkish Title : Sitikolin ve glukokortikosteroid kombinasyonunun merkezi sinir sisteminin deneysel demiyelinizan modeli koşullarındaki sinir koruyucu etkisi

Alexander A. Nefodov,Igor F. Belenichev,Elena A. Nefodova,Nina V. Bukhtiyarova,Sergii V. Levich,Sergii N. Dronov
JNBS, 2018, 5(3), p:131-136

Multiple sclerosis is a multifactorial, autoimmune, chronic inflammatory demyelinating disease of the central nervous system. Recent studies do not give possibility to estimate the contribution of neurodegenerative changes in neurological deficit of individual patient, to predict the disease development and the effectiveness of therapy. The goal of our research was to investigate methylprednisolone and citicoline co-administration effect to the processes of energy providing of the mitochondria of the cerebral cortex neurons in experimental allergic encephalomyelitis. Experiments were carried out on rats of both sexes weighing 150180 g. Experimental allergic encephalomyelitis was induced by a single subcutaneous inoculation of encephalitogenic mixture in complete Freund’s adjuvant. As material, we used brains. We studied markers of mitochondrial dysfunction and content of adenine nucleotides, lactate, malate, isocitrate, aspartate, pyruvate. We also studied the state of neurons, their area, RNA-content and proportion of apoptotic cells.  Formation of experimental allergic encephalomyelitis (EAE) led to permanent disturbance of energy metabolism of brain. The administrations of methylprednisolone did not have a significant effect. Co-administration of methylprednisolone and citicoline exerted significant influence on some parameters of mitochondrial dysfunction and brain energy metabolism. We also found neuronal damage of sensorimotor cortex of experimental animals and to the neuroapoptosis activation. Administration of methylprednisolone resulted in direct neuroprotective effect. Combination of citicoline and methylprednisolone limit activity of unproductive anaerobic glycolysis and increases aerobic ATP synthesis reaction. Thus, the combination of citicoline and methylprednisolone does not affect the activity of malate aspartatic shunt in EAE conditions.

Multipl skeleroz çok bileşenli, otoimmün ve kronik inflamatuvar demiyelizan bir merkezi sinir sistemi hastalığıdır. Yakın zamanda yapılan çalışmalar hasta bireylerdeki nörodejeneratif değişiklerin nörolojik bozukluklara katkısını, hastalığın gelişimi ve terapinin etkisinin nasıl olacağını tahmin etme olanağı vermiyor. Araştırmamızın amacı, deneysel alerjik ensafalomiyelitdeki metilprednizolon ve sitikolinin birlikte kullanılmasıyla oluşacak etkinin serebral korteks nöronlarının mitokondrilerine enerji sağlamasını incelemektir. Deneyler her iki cinsiyetteki 150-180 gram ağırlığındaki farelerle gerçekleştirilmiştir. Deneysel alerjik ensefalomiyelit, tam Freund adjuvanı içindeki ensefallojenik karışımının tek bir deri altından aşılaması ile indüklenmiştir. Materyal olarak beyni kullandık ve adenin nükleotidleri, laktat, malat, isositrat, aspartat, piruvat içerikleri ile mitokondriyel bozukluk belirteçleri üzerine çalıştık. Aynı zamanda nöronların durumunu, alanlarını, RNA içeriğini ve apoptotik hücrelerin oranını da inceledik. Deneysel alerjik ensefalomiyelit (DAE) oluşumu, beynin enerji metabolizmasının kalıcı olarak bozulmasına yol açmaktadır. Metilprednizolon uygulamalarının anlamlı bir etkisi bulunamamıştır. Metilprednizolon ve sitikolinin birlikte uygulanması, mitokondriyal bozukluk ve beyin enerjisi metabolizmasının bazı parametreleri üzerinde anlamlı bir etki göstermiştir. Ayrıca deney hayvanlarının sensorimotor korteksinde nöronal hasar ve nöroapoptoz aktivasyonu da bulunmuştur. Metilprednizolon uygulaması doğrudan sinir koruyucu etki ile sonuçlanmıştır. Sitikolin ve metilprednizolon kombinasyonu, işlevi olmayan anaerobik glikoz parçalanmasını sınırlamakta ve aerobik ATP sentez reaksiyonunu arttırmaktadır. Bu nedenle, sitikolin ve metilprednizolon kombinasyonu, DAE koşullarındaki malat aspartatik devrenin aktivitesini etkilememektedir.


Original Article

Effects of Estrogen on Kynurenine pathway and NF-kB in TNF-α Induced Neuroinflammation

Turkish Title : TNF-α aracılı nöroinflamasyonda östrojenin kinürenin yolu ve NF-kB üzerine etkileri

Halime Eda Yalçın,Batu Kaan Aksulu,Fatih Ozen,Belkis Atasever Arslan
JNBS, 2018, 5(3), p:137-139

Neuroinflammation involves glia activation, releasing of inflammatory mediators such as cytokines and chemokines, and formation of reactive oxygen and nitrogen species. It plays a central role in many neurodegenerative diases processes such as Alzheimer’s disease, Parkinson’s disease, dementia. Estrogen deprivation, commonly associated with aging, loss of learning and memory skills in postmenopausal women and Alzheimer’s disease. In this study, we studied effects of 17-ßestradiol on kynunerine pathway and NK-kB gene expression in neuroinflammation. According to our results, estrogen increased expression of kynunerinase gene and decreased IDO-1 gene expression after TNF-alpha incubation in differentiated SH-SY5Y cells. However, it did not change NF-kB gene expression. 

Nöroinflamasyon, glia aktivasyonunu, sitokinler ve kemokinler gibi inflamatuar mediatörlerin salınmasını ve reaktif oksijen ve nitrojen türlerinin oluşumunu içerir. Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, demans gibi birçok nörodejeneratif hastalık sürecinde merkezi bir rol oynar. Genellikle yaşlanmayla ilişkili olan östrojen yoksunluğu, özellikle menopoz sonrası kadınlarda öğrenme kaybı ve hafıza becerileriyle ilişkilidir ve Alzheimer hastalıgi ile ilişkilidir. Bu çalışmada, 17-b östradiolun, kynunerine yolağı ve NF-kB gen ifadesi uzerine etkisini arastirdik. Elde ettiğimiz sonuçlara göre östrojen, farklılaşmış SH-SY5Y hücrelerinde TNF-alfainkübasyonu sonrası kinüreninaz geninin ekspresyon düzeyini arttırırken, IDO-1 gen ekspresyon düzeyini azalttı. Bununla birlikte, NF- kB gen ekspresyon seviyesini değiştirmedi. 


Original Article

Social reward in action: Reward magnitude and valence effects on the EEG mu rhythm

Turkish Title : Eylem içerisinde sosyal ödüller: Ödül büyüklüğü ve değer etkisinin mü aktivitesi üzerine etkisi

Elliot C. Brown,Fatma Keskin Krzan,Gokcer Eskikurt,Cumhur Tas
JNBS, 2018, 5(3), p:140-149

In social interactions, the values we associate with observed actions can influence how we process others’ behaviors and the decisions we make. Some studies have suggested that different social contexts, and particularly the reward value of perceived actions can modulate motor system activity when observing others’ actions. However, sensitivity to reward magnitude has never been tested in the action observation system. Here we used electroencephalography (EEG) to investigate the independent effects of reward valence and magnitude on the mu rhythm, an index of the motor mirror system, while participants (N=23) passively observed actions that led to high or low rewards or losses. Behavioral measures of social approach/avoidance, theory of mind and empathy were also taken. Results showed that reward valence significantly modulated mu rhythm, where losses led to greater mu suppression, but reward magnitude had no effect. The findings also demonstrated a novel association between the specific reward-related modulation of the mu rhythm and social cognitive skills, particularly cognitive empathy and emotional reactivity. This study provides further evidence for the role of reward processing in the mirror motor system, and highlights the relationship between value-based action perception and social cognitive traits, implicating a role for the mirror system in social decision-making.

Sosyal etkileşimlerde, gözlemlenen eylemlerle ilişkilendirdiğimiz değerler, başkalarının davranışlarını ve aldığımız kararları nasıl yorumladığımızı etkileyebilir. Bazı araştırmalar, farklı sosyal bağlamların ve özellikle de algılanan eylemlerin ödül değerinin, başkalarının eylemlerini gözlemlerken motor sistem aktivitesini düzenleyebileceğini öne sürmektedir. Bununla birlikte, ödül büyüklüğüne olan duyarlılık, eylem gözlem sistemi boyutunda hiçbir zaman test edilmemiştir. Burada, katılımcıların (N = 23) pasif olarak yüksek veya düşük ödüllere veya kayıplara yol açan eylemleri gözlemlerken, ödül ritim değerinin ve büyüklüğünün mu ritm üzerindeki bağımsız etkilerini ve motor ayna sisteminin bir endeksini araştırmak adına elektroensefalografi (EEG) kullandık. Sosyal yaklaşım / kaçınma, zihin teorisi ve empatinin davranışsal ölçümlemeleri de alınmıştır. Sonuçlar, ödül değerliliğinin, kayıpların daha büyük mu süpresyona yol açtığını, ancak ritmin büyüklüğünün etkili olmadığını ve mu ritmde önemli ölçüde modüle olduğunu gösterdi. Elde edilen bulgular, mu ritim ve sosyal bilişsel beceriler arasında, özellikle bilişsel empati ve duygusal reaktivite ile ilgili ödül ile ilgili modülasyon arasında yeni bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bu çalışma, ayna motor sistemindeki ödül işleme rolüne ilişkin daha fazla kanıt sunmakta ve değer bazlı eylem algısı ile sosyal bilişsel özellikler arasındaki ilişkiyi vurgulamakla birlikte toplumsal karar almada ayna sisteminin rolünü vurgulamaktadır.


Original Article

The relationship between childhood traumas and separation anxiety in adults

Turkish Title : Çocukluk çağı travmaları ile yetişkin ayrılma anksiyetesi arasındaki ilişki

Çakmak Buse,Sayar Gökben Hızlı,Ünübol Hüseyin,Bulut Hüseyin,Özten Eylem
JNBS, 2018, 5(3), p:150-155

It is known that the negative life events experienced in childhood are related to depressive disorder and anxiety disorders in adult life. Adult separation anxiety is a relatively new diagnosis classified under the title of anxiety disorders in DSM-5. The aim of this study is to investigate the possible relationship between adult separation anxiety and traumatic experiences in childhood since childhood trauma has been associated with many anxiety disorders. The study included 119 female and 113 male participants. Only individuals aged 20 years and older and who do not have a psychiatric illness history and mental limitations were included in the study. Sociodemographic Data Form, Separation Anxiety Symptom Inventory (SASI), Adult Separation Anxiety Questionnaire (ASAQ), and Childhood Trauma Scale (CTS) were given to the participants. The data were analyzed by using Independent Sample t Test, Multi-directional Variance Analysis and Tukey Test, Pearson Correlation Analysis and Chi-Square tests. A significant positive correlation was found between total score of ASAQ and Emotional Abuse, Emotional Neglect, Sexual Abuse, CTS total score. The presence of traumatic experiences in childhood was found to be associated with adult separation anxiety. However, more studies on this subject and follow-up studies with larger samples are needed.

Çocukluk çağında deneyimlenen olumsuz yaşam olaylarının yetişkin yaşamdaki depresif bozukluk ve anksiyete bozuklukları ile ilişkisi bilinmektedir. Yetişkin ayrılma anksiyetesi DSM-5 ile anksiyete bozuklukları sınıfına alınmış, görece olarak yeni bir tanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocukluk çağı travmalarının birçok anksiyete bozukluğu ile ilişkisi saptandığı için yeni tanı olarak yetişkin ayrılma anksiyetesi ile de çocukluk cağı travmatik yaşantıları arasındaki olası ilişkiyi araştırmak çalışmamızda amaçlanmıştır. Araştırmada 119 kadın, 113 erkek katılımcı yer almıştır. Sadece 20 yas ve üzerinde olan, psikiyatrik hastalık geçmişi olmayan, mental kısıtlılığı olmayan kişiler çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Ayrılma Anksiyetesi Belirti Envanteri (AABE), Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Ölçeği (YAAÖ), Çocukluk Çağı Travma Ölçeği verilmiştir(CTÖ). Veriler Bağımsız Örneklem t Testi, Çok Yönlü Varyans Analizi ve Tukey Testi, Pearson Korelasyon Analizi ve Ki-Kare testleri kullanılarak analiz edilmiştir. YAAÖ Toplam puanı ile Duygusal İstismar, Duygusal İhmal, Cinsel İstismar, CTÖ Toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon tespit edilmiştir. Çocukluk cağında yaşanan örseleyici yaşantıların varlığı, yetişkin ayrılma anksiyetesi ile ilişkisi saptanmıştır. Ancak konuyla ilgili araştırmaların artması, daha geniş örneklemle yapılacak takip çalışmalarına ihtiyaç bulunmaktadır.


Original Article

Positive psychology course and its effect on well-beıng, social, and emotional intelligence

Turkish Title : Pozitif psikoloji eğitiminin iyi oluş hali ile sosyal ve duygusal zeka üzerine etkileri

Hüseyin Ünübol,Gökben Hızlı Sayar,Kübra Ekşi,Zeynep Avşaroğlu,Büşra Barış,Şeyma Günaydın,Fatma Nur Dolu,Ezgi Yıldız,Nevzat Tarhan
JNBS, 2018, 5(3), p:156-164

The present study examines whether the Positive Psychology course, which is given for 14 weeks and 3 hours per week to students at a university in Istanbul. 417 students participated. The study assessed pre- to post-test modifications in personal and mental wellbeing, happiness, satisfaction of life, emotional and social intelligence, emotional expressions and attachment styles factors. The findings showed that significant differences between male and female gender in emotional and social intelligence. Interestingly, positive psychology course effects the participants negatively in happiness, well-being, and social intelligence, unlike in emotional expression. It was necessary to discuss these results in a new perspective. The point reached at the end of the Positive Psychology course was not a happier life. Also, if the increase in awareness causes someone to find a deeper meaning, then happiness and well-being will be decreased at the beginning.

Bu çalışmanın amacı, İstanbul’da bir üniversitede öğrencilere haftada 3 saat ve 14 hafta süreyle verilen Pozitif Psikoloji dersinin etkisinin olup olmadığını incelemektedir. 417 öğrenci katıldı. Çalışma, öznel ve mental iyi oluş, mutluluk, yaşam doyumu, duygusal ve sosyal zeka, duygudurum ve bağlanma stilleri faktörleri arasında test öncesi ve sonrası değişimleri değerlendirildi. Bulgular, duygusal ve sosyal zekâda erkek ve kadın cinsiyet arasında anlamlı farklılıklar olduğunu göstermiştir. İlginç bir şekilde, pozitif psikoloji dersi, duygusal ifadeden farklı olarak, katılımcıları mutluluğa, öznel iyi oluşa ve sosyal zekaya olumsuz yönde etki gösterdiği bulunmuştur. Bu sonuçları yeni bir bakış açısıyla tartışmak gerekiyordu. Pozitif Psikoloji dersinin sonunda ulaşılan nokta daha mutlu bir yaşam değildi. Başlangıçta ki mutluluk ve öznel iyi oluşta ki negatif etkinin, farkındalıkla kazanılan daha derin bir anlamın etkileri üzerinden değerlendirildi.


Original Article

Investigation of serum brain-derived neurotrophic factor (BDNF) levels in patients diagnosed wıth schizophrenia without antipsychotic treatment history

Turkish Title : Antipsikotik tedavi öyküsü olmayan şizofreni tanılı hastalarda serumdaki beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) düzeylerinin araştırılması

Oguzhan Bekir Egilmez,Mehmet Hamdi Orum,Elmas Beyazyuz,Makbule Çiğdem Aydemir
JNBS, 2018, 5(3), p:165-171

BDNF is a member of the neurotrophic family that promotes the development, regeneration, sustaining and maintenance of neuron function in the central nervous system. BDNF modulates neurotransmitter synthesis, metabolism and neuronal activity and is also involved in the development of dopaminergic-related systems, and the mesolimbic dopamine systems. In this study we aimed to investigate the possible differences of serum brain-derived neurotrophic factor (BDNF) levels between the drug-naive patients with schizophrenia and healthy controls. Serum BDNF levels were determined in the serum of 35 drug-naive patients diagnosed as schizophrenia according to SCID-I and DSM-IV-TR criteria and 35 healthy controls subjects matched for gender and age. The schizophrenia symptomatology was assessed by the positive and negative syndrome scale (PANSS). The results showed that BDNF levels were significantly lower in drug-naive patients with schizophrenia than in healthy control subjects (p=0.000). There was a significant difference in BDNF levels between disorganized and paranoid (p = 0.000), disorganized and undifferentiated schizophrenia (p = 0.000) subtypes. There was no significant difference in BDNF levels between the undifferentiated and paranoid schizophrenia subtypes (p = 0.081). The relationship between PANSS scores and subscale scores and serum BDNF levels was not found to be significant (p>0.05). The relationship between general assessment of functionality scores and serum BDNF levels was examined and there was a positive correlation between them (p = 0.07, r = 0.445). Our findings showed decreased BDNF serum levels in a sample of drug-naive patients with schizophrenia. Lower serum levels of BDNF in a sample of drug-naive patients with schizophrenia are consistent with the hypothesis that a deficit in this neurotrophic factor may contribute to the structural and functional alterations of brain underlying in the initial phase of schizophrenia suggesting that neurodevelopmental disturbances may be involved in the pathogenesis of schizophrenia.

Beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) santral sinir sisteminde en geniş dağılımı gösteren nörotrofik faktördür. Santral sinir sistemindeki nöronların gelişimine, rejenerasyonuna ve korunmasına yardımcı olur. Nörotransmitterlerin sentezini, metabolizmasını ve nöronal aktivitesini düzenler; ayrıca dopaminle ilişkili sistemlerin ve mezolimbik dopamin sisteminin gelişimiyle ilişkilidir. Bu çalışmada daha önce tedavi almamış şizofreni hastaları ile sağlam kontrol grubunun serum BDNF düzeyleri arasındaki olası farklılıkların araştırılması amaçlanmıştır. SCID-I ve DSM-IV-TR kriterlerine göre şizofreni tanısı alan daha önce antipsikotik tedavi almamış 35 şizofreni tanılı hasta ile yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş 35 kişiden oluşan sağlıklı kontrol grubunun serum BDNF düzeyleri karşılaştırıldı. Şizofreni semptomatolojisi, pozitif ve negatif sendrom ölçeği (PANSS) ile değerlendirildi. Sonuçlar, BDNF düzeylerinin şizofreni hastalarında sağlıklı kontrol deneklerine göre anlamlı olarak daha düşük olduğunu gösterdi (p = 0.000). Dezorganize ve paranoid (p = 0.000), dezorganize ve farklılaşmamış şizofreni (p = 0.000) alt tipleri arasında BDNF düzeylerinde anlamlı bir farklılık vardı. Farklılaşmamış ve paranoid şizofreni alt tipleri arasında BDNF düzeylerinde anlamlı fark yoktu (p = 0.081). PANSS skorları ile alt ölçek puanları ve serum BDNF düzeyleri arasındaki ilişki anlamlı bulunmadı (p> 0.05). Fonksiyonel skorların genel değerlendirmesi ile serum BDNF düzeyleri arasındaki ilişki incelendi ve aralarında pozitif korelasyon bulundu (p = 0.07, r = 0.445). Bulgularımız antipsikotik tedavi almamış şizofreni hastalarının düşük BDNF seviyelerine sahip olduklarını göstermiştir. Antipsikotik ilaç öyküsü olmayan şizofreni hastalarında saptanan düşük BDNF serum düzeyleri, bu nörotrofik faktörle ilgili bir sorunun, şizofreninin başlangıç evresinde yatan beynin yapısal ve fonksiyonel değişikliklerle ilişkisi olabileceği hipotezi ile tutarlıdır.


ISSN (Print) 2149-1909
ISSN (Online) 2148-4325

2017 yılından itibaren dergimiz İngilizce'nin yanında Türkçe dilinde de yayın kabulüne başlamıştır.