Remove filtering

Years

2017

Categories

Authors

ARTICLES

Editorial

Neuroscience studies in Turkey

Turkish Title : Turkiye´ de norobilim calismalari

Cumhur Tas
JNBS, 2017, 4(3), p:94-94


Original Article

Determination of the anxiety- related SCC6A4 gene promoter S and L alleles in Turkish Soccer Players

Turkish Title : Sağlikli türk genç futbolcularda anksiyete ile ilişkili SCC6A4 geni promoter “s” ve “l” allellerini saptanmasi

Omer Ates,Ahmet Corak,Hamza Kulaksiz,Canan Sercan,Sezgin Kapici,Ipek Yuksel,Korkut Ulucan
JNBS, 2017, 4(3), p:95-98

Serotonin metabolizmasının en önemli üyelerinden biri, seratonini sinaptik boşluktan presinaptik nörona geri alan serotonin taşıyıcı proteindir (5HTT). Bu protein SLC6A4 geni tarafından kodlanır ve bu genin promotor bölgesinde ki fonksiyonel delesyon/ insersiyon mutasyonu, genin transkripsiyon hızına etki eder. “S” alleli genin kısa formu olarak adlandırılır ve günümüze kadar yapılan çalışmalar ile kaygı ile ilişkisini gösterilmiştir. Bu çalışmamızda SLC6A4 geninin 44 genç, başarılı ve sağlıklı Türk erkek futbolculardaki kısa (S) ve uzun (L) allel dağılımının belirlenmesi amaçlanmıştır. Genotipleme çalışması DNA izolasyonu sonrasında konvansiyonel polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile tamamlanmıştır. Analiz sonuçlarına göre futbolcuların 10’u (%23) LL, 25’i (%57) LS ve 9’u (%20) SS genotipinde bulunmuştur. Allelik dağılımlarında ise L alleli 45 (%51), S alleli ise 43 (%49) olarak bulunmuştur. SLC6A4 allellerinin dağılımı nöropsikiyatrik bozukluklar gösteren bireylerde ve sağlıklı bireylerde farklılık gösterdiği bildirilmiştir. Bu çalışma LL genotip ve L allelinin Türk profesyonel futbolcularda SS genotip ve S alleline oranla daha sık olduğunu gösteren ilk araştırma niteliğindedir.


Original Article

Maintenance treatment trends, therapeutic outcomes and their association with clinical features in remitted bipolar disorder

Turkish Title : Iyileşme dönemindeki bipolar bozuklukta sürdürüm tedavisi trendleri, sağaltim sonuçlari ve klinik özellikler ile ilişkisi

Tonguc Demir Berkol,Yasin Hasan Balcioglu,Hasan Mervan Aytac,Simge Seren Kirlooglu,Serkan Islam,Ilker Ozyildirim
JNBS, 2017, 4(3), p:99-105

İki uçlu bozuklukta uzun dönem tedavisine ilişkin kanıtlar yeterince tatmin edici değildir. İyilik döneminde başta lityum ve valproat olmak üzere, antipsikotik ve antikonvülzan ajanlar sürdürüm tedavisi seçeneklerindendir. Bu tedavilerle olumlu sonuçlar literatürde gösterilse de, farklı klinik özellikler gösteren hastaların farklı ajanlara yanıtlarına dair çalışmalar yetersizdir. Bu çalışmada, söz konusu ajanların duygudurum ataklarından koruyuculuğunu belirlemek ve daha uygun ilaç seçimi sağlamak için; ilaçların kullanım sıklıklarının, elde edilen yanıt düzeylerinin ve bunların klinik özellikler ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’nde izlenmekte olan yüz seksen altı bipolar bozukluk tanılı hasta çalışmaya alınmıştır. Hastaların tümüne SCID-I (Structured Clinical Interview for DSM-IV); uygulanmış; İki uçlu bozukluğa eşlik eden ek psikiyatrik tanılar saptanmıştır. Her iki hasta grubunun sosyodemografik ve klinik özelliklerini ve yaşam boyu farmakolojik tedavilerini değerlendiren yarı yapılandırılmış görüşme çizelgesi doldurulmuştur. Bu çizelgeler klinik görüşme ile yeniden değerlendirilmiş ve gözden geçirilmiştir. Hastaların sürdürüm tedavisinde %71 lityum, %44 antikonvülzan, %18 antipsikotik monoterapileri ve %23 lityum-antikonvülzan, %15 lityum-antipsikotik, %25 antikonvülzan-antipsikotik kombine tedavilerinin hastalığın herhangi bir döneminde kullanıldığı belirlenmiştir. Lityum monoterapisi alan hastaların %61’inin, antikonvülzan monoterapisi alan hastaların %62’sinin tedaviye yanıt verdiği saptanmıştır. Antikonvülzan-antipsikotik kombine sürdürüm tedavisi alan hastalarda daha yüksek yanıt oranı bulunmuştur. Evli olmak, psikotik belirtilerin yokluğu, mevsimsellik ve atakların hafif seyretmesi lityum tedavisine yanıtın öngörücüleri olarak saptanmıştır. cevap vermiştir. Erkek, boşanmış, intihar girişimi olan ve duygudurum ataklarında karma özelliğin baskınlığı antikonvulzan ilaçlara iyi yanıtın belirleyicileri olarak saptanmıştır. İki uçlu bozukluğa eşlik eden en sık ek psikiyatrik bozukluk obsesif-kompulsif bozukluk olarak saptanmıştır. İki uçlu bozuklukta nüksetme riskini en aza indirmek için etkin ve uygun sürdürüm tedavisinin belirlenmesi esastır. Lityum monoterapisi, sürdürümde en sık tercih edilen seçenek olsa da, antipsikotiklerin yer aldığı kombine tedavilerin etkin alternatifler olabileceği görülmektedir. Klinik özelliklerin ve tolerabilitenin göz önünde bulundurularak kişiselleştirilmiş tedavi seçeneklerinin planlanması önem arz etmektedir.


Original Article

Theory of mind abilities to attention deficit and hyperactivity disorder

Turkish Title : Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda zihin kurami becerileri

Ismail Yasir Kirtil,Pinar Vural,Halit Necmi Ucar
JNBS, 2017, 4(3), p:106-111

The purpose of this study is to investigate the children and adolescents diagnosed with Attention Deficit and Hyperactivity Disorder (ADHD), whether they have disorder in theory of mind abilities compared with the healthy control group. For the study as patient group we took 40 children aged 10-16 diognased with ADHD according to DSM-V in Uludağ University Child and Adolescent Psychiatry Policlinic, as control group we took 40 children admitted to our policlinic but receiving any psychiatric diagnosis. While sociodemographic characteristics of the patients were being evaluated with a detailed form; neuropsychological tests were implemented to investigate the intelligence development and theory of mind skills. To evaluate psychopathologies Kiddie-Sads Affective Disorders and Schizophrenia Schedule for School Age Children Present and Lifetime Version (Turkish) version (K-SADSPL) were implemented. The Hinting test, Eye Reading Test, Sally-Anne Test, Smarties Test, Chocolate Test, and Ice Cream Truck Test were applied to evaluate the mind theorists skills of the participants. No significant difference was found between the groups in the first level the theory of mind tests (p = 0,152). In the second level of theory of mind theory, the group with ADHD was found to have failed significantly (p = 0.002). The group with ADHD was also more unsuccessful in the eyes test with advanced the theory of mind test (p = 0.006). It has been found that there is deficit of theory of mind in ADHD. It has been concluded that the existence of the deficit of the theory of mind is required to be re-examined with new methods when diagnosing and treating

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) teşhisi konulan çocuk ve ergenlerin sağlıklı kontrol grubuna göre zihin kuramı becerilerinde bozukluk olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmaya, Hasta grubu olarak Uludağ Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğinde DSM-V’e göre 40 DEHB tanısı alan 10-16 yaş grubu çocuk; kontrol grubu olarak ise polikliniğimize başvurmuş olup herhangi bir psikiyatrik tanı almayan 40 çocuk alınmıştır. Olguların sosyodemografik özellikleri ayrıntılı bir formla değerlendirilirken; zekâ gelişimi ve zihin kuramı becerilerini de araştırmak üzere nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Psikopatolojileri değerlendirmek için Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam boyu Versiyonu Türkçe uyarlaması (ÇDŞG-ŞY) uygulanmıştır. Çalışmaya katılanların zihin kuramı becerilerini değerlendirmek için Gözlerden Zihin Okuma Testi ve yanlış inanç testlerinden Sally-Anne Testi, Bonibon Testi, Çikolata Testi, Dondurma Kamyonu Testi uygulanmıştır. Gruplar arasında birinci düzey zihin kuramı testlerinde anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,152). İkinci düzey zihin kuramı testlerinde DEHB’li grubun anlamlı düzeyde başarısız olduğu bulunmuştur (p=0,002). İleri düzey zihin kuramı testi olan gözler testinde de DEHB’li olan grup daha başarısız olmuştur (p=0,006). DEHB’de zihin kuramı defisitinin var olduğu ve zihin kuramı defisitinin tanı koyma ve tedavi açısından mevcut yöntemlere ek olarak yeni yöntemlerle tekrar gözden geçirilmesinin gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.


Original Article

A comparative study of employed and unemployed married women in the context of marital satisfaction, self-esteem and psychological well-being

Turkish Title : Çalişan ve çalişmayan evli kadinlarin evlilik doyumu, özgüven, psikolojik iyilik hali bakimindan karşilaştirilmasi

Eda Yilmazer,Gokben Hizli Sayar
JNBS, 2017, 4(3), p:112-115

The aim of the present investigation is to compare self-esteem, marital satisfaction, marital life and psychological well-being among employed and unemployed married women. The sample of the present study consisted of 51 employed and 41 unemployed married women. Rosenberg self-esteem scale, psychological well-being scale, marital life scale, marriage satisfaction scale were administered to all participants. The data was analyzed using pearson correlation, spearman analyze, t-test, mann-whitney u test, ki-square test, one way and multi-way variance analysis in SPSS-23 program. The results are discussed and conclusion of the study is below. The main findings showed that there was a significant difference between employed and unemployed married women marriage satisfaction and marriage life quality and also self-esteem rates vary depending on the income of the family.

Araştırmanın amacı evli çalışan ve çalışmayan kadınların benlik saygıları, evlilik doyumları, evlilik yaşamları ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki farkın belirlenmesidir. Yapılan araştırmanın örneklemini 51 çalışan ve 41 çalışmayan evli kadın oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında katılımcılara Rosenberg benlik saygısı ölçeği, psikolojik iyi-oluş ölçeği, evlilik yaşam ölçeği ve evlilik doyum ölçeği uygulanmıştır. Veriler pearson korelasyon, spearman korealasyon analizi, t-test, mann whitney u testi, ki-kare testi, tek ve çift yönlü varyans analizi kullanılarak SPSS -23 programı kullanılarak çalışılmıştır. Sonuçlar aşağıda açıklanmıştır. Araştırmanın ana bulgusu göstermiştir ki; çalışan ve çalışmayan kadınların evlilik doyumları ve evlilik yaşamları arasında belirgin fark vardır. Çalışmaya katılan kadınların Benlik saygısı düzeyleri aile gelir düzeyine göre farklılık göstermiştir.


Original Article

Health care providers-psychiatric profile of carers after a hiatus of ten years of a devastating pakistan earthquake

Turkish Title : Sağlik çalişanlari-Yikici Pakistan depreminden 10 yil sonrasinda bakicilarin psikiyatrik profilleri

Muhammad Sami Bilal,Beenish Sami,Fatima Taufeeq
JNBS, 2017, 4(3), p:116-121

Disasters are known to change people’s lives, both victims and their carers. Rescue and relief workers are also significantly affected by the psychological consequences of disasters. To assess the psychological impact of 8th Oct 2005 earthquake of Pakistan on the health care providers who worked in the affected areas. A group of health care providers who worked in the disaster affected areas for 6 months, belonging to the Armed Forces were approached through the heads of their organizations after a lapse of this time period. Since there is a central computerized record of all the personnel who worked in the relief work, it was relatively easy to track down the participants who provided relief work in earthquake of Oct 2005. The participants were initially contacted on phone and then subsequently interviewed and asked to make responses to a battery of psychological instruments and questionnaires, designed to measure different psychosocial distresses and disorders at 10 years post-earthquake. The data collected was compared with an age and gender matched controls. The results showed General Health Questionnaire – 28 (GHQ-28) ‘Caseness’ in 79.3% of the cases, Impact of Events Scale (IES) measured psychological distress in 27.1% of the cases, Compassion Fatigue Questionnaire (CFQ) established emotional fatigue in 75% of cases and 68.3% of controls and poor Social Support was established in 15.2% of the exposed group. Moreover, the difference amongst the scores of Exposed Group and the Controls were statistically significant (p=0.04). The GHQ-28 positive cases showed high scores on IES (33.3% scored above the cut-off score) and CFQ (77.7% reported emotional fatigue) and poor scores on SSQ (17.8% reported unsatisfactory social support). Caregivers and relief workers are at risk of developing psychological distress and compassion fatigue in disaster situations. Inadequate logistics and more than 20 days of stay in the affected areas are associated with increased risk of traumatization that is palpable even after a period of 10 years. Adequate disaster management planning is necessary to facilitate performance of the relief workers and prevention of secondary traumatization

Felaketler hem insanların hem de onların bakıcılarının hayatlarını değiştirir. Kurtarma ve yardım görevlileri de felaketlerin psikolojik etkilerinden önemli ölçüde etkilenmektedirler. 8 Ekim 2005 tarihinde Pakistan’da gerçekleşen depremin, etkilenen bölgelerde çalışan sağlık çalışanları üzerindeki psikolojik etkisini değerlendirme amacı güdülmüştür. Felaketten etkilenen bölgede 6 ay boyunca çalışan Silahlı Kuvvetlerine ait olan bir grup sağlık görevlisi, görev süreleri geçtikten sonra örgütlerinin başkanları tarafından temasa geçildi. Yardım çalışmalarında çalışan tüm personellerin bilgisayara dayalı merkezi sistemde kayıtları olması nedeniyle, Ekim 2005 depreminde kurtarma çalışması yapan katılımcıların izini bulmak oldukça kolaydı. Katılımcılarla önce telefonla temasa geçildikten sonra röportaj yapılarak, deprem sonrası 10 yıl içinde oluşan farklı psikososyal sıkıntıları ve bozuklukları ölçmek için tasarlanmış bir dizi psikolojik araç ve ankete yanıt vermeleri istendi. Toplanan veriler yaş ve cinsiyete uygun verilerle karşılaştırıldı. Sonuçlara göre, Genel Sağlık Anketi’nde (GSA-28) grubun %79.3’ünde “Olgululuk”; Olayların Etkileri Ölçeği (IES) grubun %27.1’inde psikolojik stres tespit etmekle birlikte Merhamet Yorgunluğu Anketi’nde (CFQ) %75 duygusal yoksunluk sonucu ve maruz kalan grubun %15.2’sinde sosyal destek eksikliği sonucu çıkmıştır. Ayrıca, maruz kalmış grubun ve kontrollerin puanları arasındaki fark istatistiksel olarak belirgindi (p = 0.04). GSA-28 pozitif vakalar; IES’de yüksek puanlar (% 33.3 kopma sayısının üstünde) ve CFQ (% 77.7 duygusal yorgunluk bildirmiştir) ve SSQ’da kötü puanlar (% 17.8 yetersiz sosyal destek bildirmiştir) göstermiştir. Çalışanlar ve yardım görevlileri, afet durumlarında psikolojik sıkıntı ve merhamet yorgunluğu geliştirme riski altındadır. Yetersiz lojistik destek ve etkilenen bölgede 20 günden fazla kalış süresi, 10 yıllık bir dönemden sonra dahi görülebilen travma riski artışı ile ilişkilidir. Yardım görevlilerinin çalışmalarının kolaylaştırılması ve ikincil travmatizasyonun önlenmesi için yeterli afet yönetimi planlanması gereklidir.


Original Article

Addiction related DRD2 rs1800497 polymorphism distribution in volleyball players and bodybuilders

Turkish Title : Bağimlilikla ilişkili DRD2 rs1800497 polimorfizminin voleybolcular ve vücut geliştiricilerdeki dağilimlari

Ipek Yuksel, Sezgin Kapici, Canan Sercan, Hamza Kulaksiz, Tolga Polat, Gullu Turan, Korkut Ulucan
JNBS, 2017, 4(3), p:122-125

Günümüze kadar yapılmış olan araştırmalar, sporcuların genetik yapılarının atletik performanslarına olan katkılarını göstermiştir. Bu çalışmalar ile bilişsel yeteneklerin sporcuların atletik performanslarına etkilediğini ortaya koymasına rağmen, bilişsel yetenekler ve atletik performans ilişkisini ortaya koyan yeteri kadar genetik çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmamızda, beyin dopaminerjik sistemine ve atletik performansı üzerinde etkili olduğu bilinen dopamin reseptörü 2 rs1800497 polimorfizmini voleybol ve vücut geliştiricilerdeki bağlantısını araştırmayı amaçladık. Bu bağlamda, araştırmaya 9 kadın voleybolcu ve 15 aktif vücut geliştiricisi katılmıştır. Genotipleme için gerçek zamanlı PCR metodolojisi kullanılmıştır. Vücut geliştiricilerde A1A1, A1A2 ve A2A2 genotip ve frekansları sırasıyla 2 (13%), 1 (7%) ve12 (80%) olarak bulunmuştur. Çalışma grubumuzda ki tüm voleybol oyuncuları A2A2 genotipinde bulunmuştur. Çalışma grubumuzda bağımlılık ile ilişkili A1 allelinin voleybolcular ve vücut geliştiricilerinde daha az bulunduğu gözlemlenmiştir. Elde ettiğimiz sonuçlar, bizlere bilişsel sistemin atletik performans üzerine etkisinin poligenik veya multifaktöryel mekanizma ile açıklanabileceğini göstermiştir.


Review Article

Neurobiological consequences of abuse and neglect in childhood: A review

Turkish Title : Çocukluk çaği ihmal ve istismarinin nörobiyolojik sonuçlari: bir gözden geçirme

Emre Han Alpay
JNBS, 2017, 4(3), p:126-133

Neglect and abuse experienced during childhood have many negative consequences including psychosocial, medical and societal. Recent studies have shown that negative experiences in the early periods of life affect the developing brain structure. Studies using brain imaging and biochemical techniques allow for a better understanding of the neurobiological consequences of neglect and abuse experienced during childhood. In addition, neurobiological consequences of early stress play an influential role in the emergence of psychiatric disorders. In this study, it was aimed to review the neuro-hormonal effects (changes in the HPA axis) and changes in the brain areas (hippocampus, corpus callosum and amygdala) of the traumatic event experienced during childhood.

Çocukluk çağında deneyimlenen ihmal ve istismarın psikososyal, tıbbi ve toplumsal olmak üzere birçok olumsuz sonucu vardır. Son yıllardaki çalışmalar yaşamın erken dönemlerinde olumsuz deneyimlerin gelişmekte olan beyin yapısını etkilediğini ortaya koymaktadır. Beyin görüntüleme ve biyo-kimyasal tekniklerin kullanılarak yapıldığı çalışmalar çocukluk çağında deneyimlenen ihmal ve istismarın nöbrobiyolojik sonuçlarının daha iyi anlaşılmasına olanak vermektedir. Buna ek olarak erken dönemdeki stresin nörobiyolojik sonuçları psikiyatrik bozuklukların ortaya çıkmasında etkili bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada çocukluk çağında deneyimlenen travmatik olayın nöro-hormonal etkileri (HPA Eksenindeki değişimler) ve beyinin alanlarındaki değişimlerin (Hipokampus, corpus callosum ve amigdala) gözden geçirilmesi amaçlanmıştır.


Case Report

Electroconvulsive therapy in schizophrenia with coincidental choroidal fissure cyst: A case report

Turkish Title : Şizofreni ve rastlantisal koroid fissür kisti birlikteliğinde elektrokonvulsif tedavi: olgu sunumu

Yasin Hasan Balcioglu,Tonguc Demir Berkol,Filiz Ekim Cevik,Fatih Oncu,Guliz Ozgen
JNBS, 2017, 4(3), p:134-137

Choroidal fissure cyst (CFC), an intracranial space-occupying mass, is often incidentally identified and generally regarded not to present with overt clinical signs. The concurrence of space-occupying lesions with psychotic disorders have been reported in numerous cases; however, to the best of our knowledge, co-occurrent CFC and schizophrenia have not been published before in the literature. Electroconvulsive therapy (ECT) has been frequently considered relatively contraindicated in patients with spaceoccupying lesions in the brain; nevertheless, in the last few years, increased numbers of studies encourage clinicians to treat drugresistant psychiatric patients with ECT. Here we present 21-year-old male patient, who has been diagnosed with antipsychoticresistant schizophrenia with a coincidental CFC who have been clinically improved by bilateral and modified nine sessions of ECT. It is recommended to be deliberate if ECT will be applied to the patients with intracranial mass on the treatment phase. ECT may cause some side effects by increasing intracranial pressure on the patients, including rupture of cystic lesions. However, recent publications stated that ECT could be used safely in cysts, which do not cause edema or intracranial pressure increase. Our patient has not been presented any intracranial pressure signs nor neurological deficits. This report supports the safety and efficacy of ECT in the treatment of psychiatric disorders accompanied by intracranial structural lesions; nevertheless, all the risks ought to be taken into account cautiously when ECT becomes an issue for the psychiatric patients with intracranial mass and the opinion of neurosurgeons should be taken with calculating the benefit-loss ratio.

Koroid fissür kisti (KFK) çoğunlukla rastlantısal saptanan ve belirgin klinik belirtilerle seyretmediği kabul edilen bir kafa içi yer kaplayan lezyondur. Yer kaplayıcı lezyonlar ile psikotik bozuklukların birlikteliği birçok çalışmada bildirilmiş olsa da KFK ve şizofreni birlikteliğinin literatürde gösterilmemiş olduğu dikkat çekmektedir. Elektrokonvulsif tedavi (EKT) kafa içi yer kaplayıcı lezyonu olan hastalarda sıklıkla rölatif kontraendike olarak kabul edilse de son yıllardaki çalışmalar bu lezyonların olduğu ve tedaviye dirençli psikiyatrik hastalarda EKT kullanımını cesaretlendirmektedir. Yazımızda 21 yaşında, tedaviye dirençli şizofreni tanısı almış, rastlantısal olarak KFK saptanan ve 9 seans bilateral ve modifiye EKT uygulanması sonucu klinik iyileşme izlenen bir hasta sunulmuştur. Kafa içi yer kaplayıcı lezyonların varlığında EKT uygulanırken temkinli yaklaşılması önerilmektedir. EKT kafa içi basıncı arttırarak bu lezyonların rüptüre olmasına neden olabilir. Ancak son yayınlar belirgin ödem veya kafa içi basınç artışı bulgusu olmayan vakalarda EKT’nin güvenle kullanılabileceğini desteklemektedir. Vakamızda herhangi bir kafa içi basınç artışı bulgusu veya nörolojik defisit bulunmamaktaydı ve bu nedenle EKT tercih edildi. Bu olgu sunumu, kafa içi yapısal lezyonu olan psikiyatrik hastalarda EKT’nin etkin ve güvenilir bir biçimde kullanılabileceğine dair kanıt sunmayı amaçlamıştır. Ancak bu durumda tüm risklerin varlığı göz önünde bulundurularak nöroşirurjiyenlerin görüşleri alınmalı ve kar-zarar hesabı yapılarak son karar verilmelidir.


Mini - Review

Motor recovery in children with cerebral palsy - Sensory motor approaches of treatments

Turkish Title : Serebral palsisi olan çocuklarda motor iyileşme- Duyusal motor tedavi yaklaşimlari

Farjad Afzal,Sidra Manzoor,Asma Afzal
JNBS, 2017, 4(3), p:138-140

Cerebral palsy is a problem of movement and posture and caused by lesion in immature brain. Normal brain has normal influences on lower centers and normal development in movements and postures. There are different sensory motor approaches like Bobath, Brunnstorm, Rood and PNF (Properioceptive Neuromuscular Facilitations) in recovery of motor function in patients with upper motor neuron lesions. The backgrounds of these treatments can be explained by different theories like neurodevelopmental theory, reflex theory, hierarchical theory and system approach. Repetitions of normal movements generate the new areas in the brain to control the activities. Integration of reflex activity should be essential part of rehabilitation and physical development of children with cerebral palsy.

Beyin felci hareket ve duruş problem olmak birlikte olgunlaşmamış beyindeki lezyondan dolayı oluşur. Normal beynin alt merkezlerde normal etkileri vardır ve hareket ve duruşta normal gelişim gösterir. Üst motor nöron lezyonlu hastalarda ki motor fonksiyonun iyileşmesinde Bobath, Brunnstorm, Rood ve PNF (Propriyoseptif Nöromüsküler Fasilitasyon) gibi farklı duyusal motor yaklaşımlar vardır. Bu tedavilerin zemini nörogelişimsel teori, refleks teorisi, hiyerarşik teori ve sistem yaklaşımı gibi farklı teorilerle açıklanabilir. Normal hareketlerin tekrarını sağlamak, faaliyetleri kontrol etmek için beynin yeni alanlarını oluşturur. Refleks aktivitesinin entegrasyonu, beyin felci geçiren çocukların rehabilitasyonu ve fiziksel gelişiminin önemli bir parçası olmalıdır.


ISSN (Print) 2149-1909
ISSN (Online) 2148-4325

2017 yılından itibaren dergimiz İngilizce'nin yanında Türkçe dilinde de yayın kabulüne başlamıştır.